7/4/2008 · Kategori: siirlerim

Hesaplaşma !

 

 

sessizliği bozan bir ezelden buyruk
sabah ezanı,

birde kalbimde geceden kalma
ecelden tını...
mülteci geldim yüreğine
haydi bu defa tanı...
orta yol cehennem bedduası,
ya soldan savur,
kaderimce yanayım;
yada bas bağrına,
cenneti unutayım...

gözyaşları bedel ödemeye yetmedi,
yetmeyecek...
ben bir bedevi,
sen avucumda kar tanesi,
ha eridin,
ha eriyecek...

 

 

 


yaşanmamış aşklarım var benim,
kimsenin bilmediği,düşünemediği...
belkide bu dünyada bile değil ne bileyim;
ama var diyorum ferhatın bile delemediği!

darağacına çıkmış bir vurgunum şimdi,
biliyorum sen değilsin çekecek ipi!
fakat vakit daraldı ve gelmemi istiyorsun,
çığlıklarını hissediyorum:ne olur bekletme hadi..

günahlarım birer ilmik olmuş gelmiş boynuma,
bakın ve görün işte gidiyorum,
yüreğim galip gelseydi mantığıma,
şimdi yanmayacaktım biliyorum...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

7/4/2008 · Kategori: siirlerim

Son umut !

 

seninle olduğum gibi değil,
olmam gerektiği gibi olmalıydım.
olamadım...

öldüm..

ölürken içimde olduğunu farkettim,
ölüm ikiye çarpıldı...
dirildim...

acın önceleri neşe veriyordu,
gözyaşlarımda güller açıyordu..
neşen koparttı gülleri,
büyümeden soldu..
geriye kalan YALNIZ tuzlu toprak oldu...

serçeler geldi yanıma:
unutmak iste unutursun.
denemeyi denedim, unutmak namına..
unutamadım..
utandım...

annem çekti kulağımı,
düşünme diye..
duyamadım..
düştüm..
düştüm kalbim kırıldı...

sonra içime ilahi ses doldu..
su ve kan dışında,
herşey dondu..
gerçek değil, rüyaydı doğru..
kılacağım iki rekattı..
yani iki kıyam, dört secde..
huşu yoktu şaşkınlık vardı sadece..
dörde secde yetmeyince;
iki daha ekledim gereğince..

babam sarmaladı düşerken,
yetişemedi düştüm gözden..
kırıldı gururum,
gücendi onurum..
açtı ağzını, yumdu dilimi..
savrulan iki kelime idi:
yeter! bitir!
bu defa duydum,
babama uydum..
bitirdim..
bu son umuttu yitirdim...

22.02.2007

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

7/4/2008 · Kategori: siirlerim

Saat kaç ?

 

Akrep olup ateşinin ortasına düştüm
Aralanmış parmaklarından bakan gözlerin,
yanışımı seyre dalacak kadar kurumuş.
Hain kurtlar,
Baykuşlarla sofraya kurulmuş,
Narın dört bir yanda kudurmuş,
Ağzında su getirecek karıncanın bir ayağı topal..
Saat intiharı bir geçiyor…

Kekik kokuna gelen kelebekler,
kırk sekiz saat bekleyememişler.
Bense kokundan geçtim;
Keklik olup, çantana girmeyi seçtim
Saat ne dersen …

-gördüm onu!
-yine ne gördün?
Azrail’i yani gözlerini, Simsiyahtı
İşi vardı hemen gitti
İlk defa gidişine yakın bir ayrılık yaşandı.
Onun gidişiyle seninki arasında bir perde vardı:
Siyah gözlüm döneceğine dair yeminler tekrarladı
Peki sen? Sen dönmeyecek misin?

Saat ölümün rengine göre değişiyor…
Asılma kayıklara boynum acıyor.
Bu vadiler boyu uzanan kayalar arasında,
Kaç kaytan bıyıklı kaçak sakladı kalbim bilsen?
Anlaşılan kalbim sana dar geliyor,
Dünya gittiğince büyümüyor, şişiyor…

Saat yirmi dördü deviriyor…
Tadı damağında kalmış elmadan,
Bir ısırık versen?
Ey aynalar güzeli!
Bırak üvey annenin olsun aynalar,
Burada daha sahici sevdalar…
Sonra kalbimi sunsam sana altın tepsiden,
Üzerine dağlarımdan kar sürsem,
Türküler dinlesen yanık sesimden…

Saat kaç?

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

7/4/2008 · Kategori: denemelerim

/Serçe'ye mektup/1

bu kalem burada kırılır,
ruhum emanetinden sıyrılır,
madem kalem kırılmış;
bu ruh bedensizde asılır... bir- anlayışla karşılıyorum suskunluğunu ve bununla anlatmak istediklerini. belki yalvaran gözlerini görmesem gururmu sırtlayıp öfkeler savuracaktım. savunma gerek duymayacak kadar suçlu olduğumu suskunluğumla itiraf ediyorum. savunmam yoktur. suçumu sabitlersen eğer infazıma geçebilirsin. genç osman değilim ya! yalnız kalem kırılmadan son arzumu sorman gerekiyor. anlaşıldı sen sormayacaksın ben söylüyorum. iletirsen sevinirim: bütün serçelerden özür ve helallik diliyorum...

iki-haber salıp serçelerle seni istemişsin benden. seni sana teslim etmem için kendimi kendimden almam gerekiyor. sen tekrar kendin olsan bile ben asla kendim kalamayacağım. kendimden koparmak için sıkı pazarlıklar yapmak gerekirse tüm riskleri göze alıp kara girmen için zararınada olsa kalbimle masaya oturacağım. kendime bir hediye almam gerekiyor bu defa. karşılıksız bir çekti bu verdiğin. haydi borçların silinmiştir. uç özüne...
üç-olurda benim neler kaybettiğimi soracak olursan ki suskunluğunda bunuda söyler gibisin mahçub ve masumca; sana birkaç acı lokma sunacağım. sakın yeme sindiremezsin zehirlidir!

ayrılığın hayır, şer ve sen arasında üç bilinmeyenli problem. çözemediğim, çözemeyeceğim, akıl erdiremediğim. bilirsin matematikle barışamadım hiç. sınıfta kaldım anlayacağın. sınıf tekrarı. aklımdan silmek değil mesele; esas mesele onca serçeye ne cevap vereceğim? pardon burda soruları sen soruyordun. tamam devam ediyorum. kolay yazılmayack artık hiç bir harf ama kolay çizilecek kitaplar. kim bilir kalbim yüzüme yüzüme yansırda sakallarım kirli, saçlarım dağınık kalacak. yeter bukadar arabesk. ben az söyledim sen çok anla!...

dört-sisli bir gece sessizce bir otoyla alacaklar beni odamdan. haberin bile olmayacak takvimdeki her yaprak başına en az beş defa adını akleyeceğim dularımdan. bir mahallenin meraklı melehatleri görecekler yarı aralanmış perdeler ardından, birde arama perde koymadığım YALNIZ. ardımdan bir "yazık etti, ne işin vardı, sanamı kaldı kudüsün özgürlüğü" dedikoduları kalacak birde dışı gazete ile kaplanmış yasak kitaplarım. adımı unutacak anaşirst bilen tüm diller. devrim umutlarımı senin çocularına bırakacağım...

beş-nasılki tenini hiç bilmeden, kokunu hissetmeden, sevebilmeşse bu kalp seni; sezen aksu dinlemedende alışacak yokluğuna. kendine akıp gitmenden nice şiir malzemesi çıksada incire ve zeytine bir yeminde benden ki; hiçbirini kullanmayacağım. küçükken mahalle kavgalarımız olurdu. hani şu apartman çocuklarının hiç yaşamadığı türden. kimimiz yalınayak, kimimiz dizi yamalı paltolonlarımız ve esmer yüreğimizle eserdik rakip üstüne. bazen dayakda yerdik hatta dayak yemeden kaçardık. yani amerikan filmi değildi hayatımız ve bizler her zaman kahraman olmazdık sonunda. erkekliğin diğer yarısnın kaçmak olduğunu öğrenmiştik. işte bu kaçışım yarım kalan erkekliğimi tamamlayacak. artık tam bir erkek oluyorum...

altı-çok pahalıya mal oldu bu gönül ticareti. artılar ve eksiler sardı dört bir yanımı.senin kazanacak olman aklıma bile getirmiyor kaybedişlerimi viraneliklerimi. kendine gelmen için kendimden geçmem gerekiyorsa istemem veda etme. çünkü bu bir veda değil kaçış. nazara imanımı tazelettirecek bir kaçış ...

haydi bakalım yolculuk vakti. dön özüne. ve bu gönül nikahı ağzımdan çıkacak tek kelime ile düşer. cennete kabulümüze kadar sana söyleyeceğim tek kelime var ki dünyayı kıyamet provalarına çevirecek:


tek talakla...

boşol!

güneşin bu küsgün şehri terk edişinde anca yetişti serçeler.. selamının ardından sıkıştırdılar yüreiğime mektubunu. kaç defa söyledim sana "ben okuma bilmem" diye. mektupların açılmadan saklanmıştır bir yerlere, vakti gelince okunmak üzere...

öğretirsen okur,
kalbime dokurum,
belki ozaman yüreğine dokunurum...

okumayı bilmeyen ben, yazmayı öğrendim hasretinden. "nasıl olur" deme hiç. neyi nasıl mantık sınırlarına vuruyorsun??? sınırları kalktı dünyanın biz bize kör iken...

dilim okumasada, kalbim yazıyor...
kararlar kararsız ki;
hala ismin kazınıyor...

bir harf öğret dedim,
zaman aşımına uğrasın esaretim..
çok gördün onuda,
kırk yıl esirinim...
bir fincan kahve istedim,
olmaz dedin..
amelin değilsede,
niyetindir tesellim...

ne olduysa sonra attım kendimi ummanın en derin yerine. aç balıkları olmalıydı bu azgın denizin, zindan yunusları? bağırdım tüm balıklara: ben yunustan daha büyük bir cürüm işledim, benide alın...

fayda yok...
ah bulmazmı şimdi kalbimi,
hedefini şaşmış bir ok?

anladım anladım,
bu dünyanın var benle bir zoru...
madem bana öyle geliyor,
sana "son" bir soru:
neden çekiliyor bu denizin suyu?

zaruri bir ayrılıktı bizi çözümlemeler içinde çözümsüz kılan... sorumlusu yoktur bunun SORUNlusu dışında.yer çekimine yenik düşmek değil ayaklarımızın tek suçu, serçelere eşlik edememek gibi özürleride varmış... muvaffak olmak adına attığımız tek adım, umuttan muaf geri adımdı...

ardımızda ağlayan şeytanların olmayışına sevinmek benim, ağlayan meleklerin olmayışına üzülmekse senin kaderin...

alnımıza yenilmek kabul etme bunu ne olur, yenilenmek say...

YANLIŞ adımlarımızı asla YANLIŞ adımlar olarak telakki etme. imza attığımız antlaşmalar gereği, olmazsa olmazlarımız yok bizim. tüm ihtimaller aleyhimize. başka bir hayata devreden sevdalara gebe kılınmak HAYAnın galibiyeti. HAYAT hayadır her yönüyle.

mağlup yanlarımız açtı gözlerini, gözü kör olası ayrılıkların. sorulara kapalı sorgulara tabii tutulmuşsak; boynumuzu hangi yöne bükmenin bir anlamı kalmayacak.

mazeret ilkokul sıralarında kaldı, maharetse kalpten YOKSUN, YOKSUL beyinlerde.

kuytu köşelerde açan YABAN çiçelekeriYALAN elleri değil, senin ellerin okşasın istiyorlar en masum yapraklarını... bir hasrettir yapışan yakamıza, bir özlemdir baharımızda.

ŞÜPHESİZ diye başlayan her kutsal ses dahada bir ayrılmaz kılıyor seni. ŞEKSİZ iman ettiğim o ses ŞÜPHESİZ emir buyurduğunda daha bir rahat uyuyorum sevdana. seni ellerimde tutamayışımın acısını, YALNIZ ellerini tutmayışımın helalliği avutuyor...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

7/4/2008 · Kategori: denemelerim

/Serçe'ye mektup/2

 

sebep aramak kaçışımın yenilgisi, sonuçsa kanlı bir firarın belirtisi. sessizliğin orta yerine ardı arkası kesilmeyen darbeler dizdim. eylül gecelerinden topladığın tüm hüzünleri üzerime yığıp gittin.düşünmek gerek öylemi? düşünmek gerek demek ne demek? gerekli gereksiz tüm zifir karanlıkların üzerine kırk üç numara basıyorum...

ne az düşünüyorsunuz?
hiç düşünmüyormusunuz?


sorular tezattı düşüncelerime, ruhuma azat...

eylülden çok çekti ekim. hıncını kasıma yağmur ekerek devretti. toprağa basmakla toprak olmak arasına sıkıştırma sevdamı! hayallerime vurduğun tüm kelepçeleri tek tek çözüyor annemin duaları. sen anahtar deliğinden temaşa ederken gürültülü hayatı, ben senli sessiz cennet umutlarıma uyuyorum. elde var birdir bu elde var bir!!! sorma artık beni. kötü haberlerim nasıl olsa gelir, iyi olanlarıysa serçeler söz verdi ya onlar getirir...

gün biter, gül biter, külün savrulur,
ışık söner, kokun tüter, güller kurur...

zararına uyanan her gönül önceki günün eşitsizliğine ağlayacak. sokaklarda ayak izlerini arayan yaşıtların dedektif titizliğiyle, anne yangınıyla tutuşarak arayacaklar seni. rüzgarları arkana alarak salıyorsun reyhan kokunu çöplüklere. bunu anlıyorum. peki sıcak ve sırat bir günde gülistanlığa ders verircesine güllere dokunmana ne anlam yüklesin mücize vaktini kaçırmış aklım???

xudaye tariya eva çı derde?
besse dılemın xu bıkşine...

sefalet kıskacına düşmüş bir ülke bırakıyorum sana, içinde envai çeşit sofralarla bezenmiş saraylar... ve artık seninde anlayamacağın bir mahremiyetle kimi harflerime milyon anlamlar yüklüyorum. harflerimi her deşifre etmeye kalkıştığında, sinada kaybolmuş bir israiloğlu gibi dönüp dolaşıp aynı yere sürüneceksin. anlaşılır kılınmamış bir sevdasa bu ceza az bile sana!!!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::